HAK-HUKUK KAVRAMI ÜZERİNE

Evrenin, dolayısıyla da dünyanın var oluşu, döngüsü HAK üzerinedir. Ve buna bağlı olarak da insanlığın varlığı, döngüsü ve huzuru da HAK kavramının doğru anlaşılması ve uygulanmsı üzerinedir. Hak kelimesi Hukuk kelimesinden türetilmiştir.

Konuyu açalım:

Her nesnenin diğer nesneler üzerinde bir hukuğu var. Her canlının diğer bir canlı üzerinde hukuğu var.
Ağacın (bitkinin) toprak üzerinde Hakkı vardır, Havanın ağaçlar ve bitkiler üzerinde hakkı vardır, Toprağın su üzerinde hakkı vardır, suyun hava üzerinde hakkı vardır, Hayvanların yeşilikler üzerinde hakları vardır. Toprağın ve ağaçların Güneş üzerinde hakkı vardır, Ay’ın Güneş üzerinde, Güneşin de Evren üzerinde hakkı vardır. İnsanların ise tüm bunlar üzerinde faydalanma hakları var. Ve insanın da insan üzerinde hakları var. Öğretmenin öğrencide, Annenin-Babanın çocuğu üzerinde, çocuğun her ikisi üzerinde, yoksulun zenginde, zayıfın güçlüde hakkı var. Çalışamayanın çalışanda, bilmeyenin bilende, görmeyenin gören üzerinde hakları vardır. Her şey bir başka şeyi yaşatmaya kodlanmıştır.

Eğer insan, yukarıdaki HAK alışverişine bir bozucu müdahalede bulunmaz ise ve bu hak teslimi bozulmazsa muazzam bir işleyiş barış içerisinde sürer gider. Toprak aldığından, su verdiğinden, ağaç ürettiğinden mutludur.
Ancak hakkı teslim etmezsen düzen bozulur.

Ne zaman ki İnsan, doğaya hakim olmaya başladı ve çıkar amaçlı doğanın bu döngüsü ile oynandı (ağaçlar kesildi, sular kirletildi, doğal hayvanlar telef edildi) işte o zaman kaos başlar ve sel, fırtına, toprak erozyonu, yiyeceklerin bozulması, küresel iklim bozulması, vb. bir bela olarak insanın kendi eliyle yarattığı şeyler oldu.

İnsan için de aynı şey geçerlidir. Ne zaman ki insan ile insan arasındaki HAK düzeni yok sayıldı, toprak ağalığı, (fabrika sahipliği), köleleştirme, emek sömürüsü, cinsel ve dinsel sömürü gibi şeyler baş göstermeye başladı ve en kötüsü, zengin-yolsul, diye sınıflar ortaya çıktı.

Bu durum ise toplumsal ayrışmalara, savaşlara, göçlere, acılara, ölümlere kadar gitti. Eskiden, daha işin başındayken, toplun bir arada yaşarken insanın bu azgın tutumu, toplumların birbirlerinde koparak uzaklaşmasına, bu uzaklaşmalar yeni kültürlerin, dillerin, inanış biçimlerinin ve IRK ların oluşmasına ve bu ırklar da IRKÇILIK gibi bir hastalığa neden olmuş. Ve şimdiki dünyada bu ırk üzerinden çatışmalar, acılar ölümler…

Tüm bu olup bitenler basit bir Hak alış verişinin insan tarafından ihlali ile ortadadır.

Konuyu daha küçülterek ilerleyelim: İnsanın bizatihi kendi üzerindeki hakları var. İç ve dış organlarımızın hepsinin bir diğer organ üzerinde hakları var. Birinin hakkı yok sayıldığı zaman, ya da insan vücüdundaki hak alıverişine yine insanın ya da bizim kendi ellerimizle bozduğumuz doğanın müdahalesi sonucu HASTALIKLAR ortaya çıkar. Kalbin damarlar üzerinde, damarların kan üzerinde, kanın, yediklerimiz üzerinde hakkı vardır. Haddi aşmamak, hakkı da ihlal etmemek gerekir. Örneğin midenin belli bir hakkı var, o hak aşılır, ya da hakkından fazlası verilirse, ülser olursunuz, ya da mide tepki vererek, kusar. Bunu çoğaltarak düşünebileceğinizden eminim. Bugünler de dünya da kusuyor, toplumlar da kusuyor, insanlığın midesi kramplar geçiriyor vs…

İşte HAK’ka dönüş, bir diğer deyişle BARIŞ içinde Hak alışverişini sürdüren bir BARIŞ TOPLUMUNA geri dönüş için yeni keşiflere gerek yoktur. Bu nedenle Hakkınızı teslim alınız ve Hakkı teslim ediniz ediniz. Ya HAK.

Yüksel Meriç

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir